 |
Doç. Dr. Behiye Alyanak
Cinsiyet rolü biçimlenmesi çocukların kız ya da erkek olarak kültüre özgü değerleri, güdüleri ve davranışları edinmeleridir. Beklenen cinsiyet rolü doğumdan itibaren bebeğe yüklenir. Genellikle doğum öncesi cinsiyet tayini ile kız bebekleri pembe renkte süslü, erkekleri mavi daha sade eşyalar bekler. Büyüdüklerinde de erkeklerden bağımsız, baskın, kendine güvenli, sosyal ve cinsel ilişkilerde rekabetçi olmaları, kızlardan ise daha edilgen, duyarlı olmaları istenir; sosyal yaşama, özellikle anne ve eş olarak aile yaşamına destek vermeleri beklenir. Bütün dünyada, özellikle batı ülkelerinde, 1960'lardan sonra giderek artan kadın erkek eşitliği söylemi ve rollerin paylaşımına karşın beklenen cinsiyet kalıp davranışları pek değişmemiştir.
Doğduğunda kız bebeklerin biyolojik gücü erkeklerden daha fazladır. Yürümesi, gelişmesi, ergenliğe erişmesi daha çabuk olur. Erkek bebeklerde düşük, ölü doğum, doğumsal anomaliler, bebeklikte ölüm, nörolojik bozukluklar, hastalıklara yakalanma, kötü beslenme daha fazla görülür. Erkeklerin kasları, kalp ve akciğer kapasitesi doğumda daha fazladır. Büyüdükçe kas güçleri ve aktiviteleri daha fazla gelişir. Kızların konuşma yetenekleri erkeklerden üstündür. Erkeklerin mekansal-görsel ve matematik yetenekleri 10-12 yaşlarında kızları geçer. Erkeklerde okul sorunları, okumada, konuşmada ve duygusal alanda güçlükler daha fazla görülür. Erkek çocukları kişiler arası strese, aile içi uyumsuzluklara daha duyarlıdır, şiddet davranışlarını daha çok sergilerler. Çevreyi araştırma davranışları bakımından cinsler arası fark yoktur.
|
|
Çocuk kendi cinsiyet kimliğini çok erken dönemde, 2 yaşına kadar tanır, kız ya da erkek olduğunu bilir. Büyüdükçe cinsiyetinde değişme olmayacağını, kızların kız, erkeklerin erkek olarak kaldığını, 3-5 yaşlarında anlar. Görüntüdeki basit değişikliklerle, karşı cinse ait oyunları oynadığında ya da giysileri giydiğinde cinsiyetinin değişmeyeceğini 7 yaşlarında kavrar.
Anne babalar çocuğun kendi cinsel organını tanımladığı kelimeleri kullanarak vücudun özel bölgelerini tanıtmalı, bu bölgeleri çocuğun kendisinin temizlemesi ve başkalarının ellemesine izin vermemesini öğretmelidirler. Akrabalardan ya da aile dışı çevreden gelebilecek cinsel kötüye kullanımı önlemede cinsel özerkliğin uygun dille, doğallık içinde, korkutulmadan, aşırı dikkat çekilmeden konuşuluyor olması önemlidir.
Cinsel kötüye kullanıma uğrama her yaşta olabilir; en sık 6-7 ve 10 yaşlarında başlamaktadır. Çocuğun cinsel kötüye kullanımı, erişkin bir kişinin cinsel ihtiyaç ve arzuları için bir çocuğu haz nesnesi olarak kullanmasıdır. Bu erişkin sıklıkla çocuğun yakın çevresinden tanıdığı, genç erişkin yaşta bir erkektir. Cinsel kötüye kullanım özel beden bölgelerine dokunma, genital dokunma, cinsel ilişki, pornografik fotoğraf ya da filmler gösterilmesi, pornografik etkinliklere katma biçimlerinde olabilir. Cinsel kötüye kullanıma uğrayan bir çocuk örselenmiştir ve ruhsal sorun yaşamaması olanaksızdır: Güvensizlik, korkular, uyku bozuklukları, artmış kaygı belirtileri, travma sonrası stres bozukluğu, ileri dönemde depresyon, kaygı bozuklukları, kişilik bozuklukları, cinsel kimlik bozuklukları, alkol madde bağımlılıkları gibi. Ne yazık ki dünyada son 20 yılda çocuklar cinsel kötüye kullanıma daha fazla uğramaktadır. "Cinsel eğitim" adı altında çocukların yanında çıplak gezmek, cinsel organlarıyla ilgilenmek, aynı odada, aynı yatakta yatmak, pornografik yayınlara ulaşmalarını engellememek asıl eğitimsizliktir.
Cinsiyet biçimlenmesinde aile, arkadaşlar, okul ortamının sosyal etkilerinin rolü büyüktür. Cinsiyet rolünün edinilmesinde babaların önemi annelerden fazladır.Özellikle 5 yaşına kadar annelerin tek başına büyüttükleri erkek çocuklarında kız davranışları daha fazla görülmektedir. Babası olmadan büyüyen kız çocuklarında da ergenlik döneminde karşı cinsle ilişki sorunları ortaya çıkar.
Ruhsal-cinsel gelişimi bütünlüğü içinde, insan yavrusunun erişkin birey oluncaya dek izlediği yaşam sürecinde özetlemeye çalışalım. Yaşamın ilk yılında bebek emer, yer, ısırır, ağzını kullanarak nesnelerle ilgilenir. Bütün bu ağızla ilişkili davranışlardan bebeğin haz aldığı düşünülür. Bebekler çevrelerine oldukça bağımlıdırlar ve dünyanın güvenilir olup olmadığı ile ilgilidirler. Bu dönemde ruhsal varlığın temeli olan güven duygusu kazanılmaktadır. Bakım sunanların, özellikle annenin bebeğin bedensel, duygusal gereksinimini yeterince karşılaması bu dönemde çok önemlidir.
Bebeğin kendi bedenini keşfinin bir parçası olarak genital organlarına dokunması ve bundan haz alması elini, ayağını emerek rahatlaması gibi doğaldır. Ebeveynin çocuğun cinsel organlarına aşırı ilgili olması, dokunması, gereğinden fazla temizlenmesi (örneğin sabunlu sularla, süngerle) uygun değildir. Erken cinsel uyarımlar oluşabilir. Sosyal ilişkinin yeterli olmadığı, ihmale uğrayan çocuklarda bedensel uyarımdan haz alma ve masturbasyon eşdeğeri davranışlar uzun süre devam edebilmektedir.
Yaşamın ikinci yılında öncelikler değişir, ebeveynler tuvalet eğitimi vermeye çalışırken çocuk dışkısını kendi kontrolüyle boşaltmayı öğrenir. Çocuk kendi özerk davranışlarını geliştirme gereksinimindedir, öte yandan erişkinlere bağımlıdır da. Çocuk bakım sunanla karşılıklı dengeyi, düzenlemeyi yaşayamazsa inatçı ve ayrıntıcı denetimle güç kazanmayı öğrenir. Takıntılı tutumlar ortaya çıkar. Özerklik desteklenmezse utanç ve kuşku yaşanır.
3-5 yaşları arasında çocuk genital organlarla ilgilenmeye başlar. Fallik veya ödipal dönem denen bu evrede özellikle cinsler arası anatomik farklar ilgi çeker. Bu dönemde çocuk karşı cins ebeveyne yönelir yakınlaşırken, diğer ebeveyni kıskanır, rekabet yaşar. Anne-babaların birlikte geliştirdikleri ölçülü, sevecen, sabırlı tutumları bu karmaşayı ve çocuğun suçluluk duygusunu azaltır. Çocuğun girişimciliği desteklenmeli, sorumluluk alarak çevresi üzerinde etkili olması sağlanmalıdır.
Bir sonraki evreye cinsel dürtülerin azalması ya da gizli kalması nedeniyle latensi dönemi adını verilir. Bu dönem 6 yaşından 12 yaşına (ergenliğe) kadardır; çocuklar yoğun biçimde kendi cinslerinden akranlarıyla birliktedirler, karşı cinsle arkadaşlıklardan kaçınırlar. Aileden akran gruplarına doğru yönelimle sosyal dünyada etkin işlevsellik için gereken sosyal beceriler edinilir. İş yapıcılık, işe yararlılık deneyimi yeterli olmazsa aşağılık duygusu yerleşebilir.
Ergenlik dönemi (12-18 yaş) biyolojik değişikliklerin olduğu, karşı cinse yönelik seksüel isteklerin yeniden ortaya çıktığı genital dönemdir. Hemcins akranlar arasında cinsel denemeler olabilir. Kimlik edinme ve buna karşı rol kargaşası yaşanır. Genç kararlı bir kendilik araştırması içindedir. Kimlik oluşumu sürecinde, toplum kahramanlarıyla özdeşim gereksinimi, aşka düşme yaşanabilir. Toplumun ideolojik gözcülüğü en açık biçimde delikanlıya seslenir. Masturbatuar- pornografik cinsellik ve sahip olma dürtüsüyle tüketimci bireyciliğe, "chat" iletişimine sıkıştırılan gencin cinsel kimliğin ötesinde toplumsal kimliğini oluşturması günümüzde daha da zordur. Okullarda yeni görünüm: Mini etekleri, boyanmış, jölelenmiş saçları, makyajlarıyla dolaşan "marka gençleri".
Çocukluk çağı gelişim dönemlerinden sonra genç erişkinlik, erişkinlik, olgunluk biçiminde 3 gelişim dönemi daha tanımlanır.Genç erişkinlikte bir başka erişkinle yakın ilişki kurulur dolayısıyla bu dönemde yakınlık kurma ve yalnız kalma çatışması yaşanmış olur. Yeterli üretkenlik olmazsa duraklamanın yaşandığı erişkinlik çağında çocuk sahibi olunur, bakım sunulur, gelecek nesille ilgilenilir. Olgunluk çağında benlik bütünlüğüne kavuşulur; bu olmazsa umutsuzluktur yaşamın sonunda kişiyi bekleyen duygu. Ruhsal-cinsel gelişimini tamamlayan, bütün evrelerden olumlu deneyimler edinerek geçen bir kişi benlik bütünlüğüne, bilgeliğe ulaşabilir. Ruh bilimi, ancak yaşlıları bilgeleşen bir toplumun çocuklarının yaşama umutlu doğacağını söyler. |