Dr. Asya Armağan
Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı
Depresyon çocuklarda ve gençlerde oldukça sık rastlanan, sosyal ilişkilerde ve akademik yetilerde ciddi ölçüde bozulmalara yol açan, tekrarlayıcı olabilen, ancak tedaviye iyi yanıt veren bir duygulanım bozukluğudur.
Okul öncesi dönemde her yüz çocuktan birisinde, okul çağında her yüz çocuktan ikisinde depresyona rastlanırken, ergenlik dönemine gelindiğinde bu oran artar. Bu dönemde, her yüz ergenden sekizi depresyon riski altındadır ve kızlarda erkeklere oranla iki kat fazla görülür. Ergenlik dönemi buluğ ile başlayan doğal bir süreçtir. Bedensel, ruhsal, toplumsal alanlarda değişiklikler ve dönüşümler yaşayan ergen, bu dönemde çok duyarlı ve kırılgandır. Ergenlik döneminde öncelikle, hızlı büyüme ve cinsel dürtülerin istilasıyla ilgili duygular, coşkular ve düşünsel bocalamalar ortaya çıkar. Ergenlik, değişik duygulanımlarla başa çıkmanın zor olduğu bir dönemdir
Depresyon, biyolojik ve psikososyal etkenlerin birbirleriyle etkileşimi sonucunda ortaya çıkan bir tablodur. Kalıtım ve biyokimya, üzerinde en çok çalışılan biyolojik etkenler arasındadır. Psikososyal etkenlerle ilgili değişik yaklaşımlar vardır:
Freud'un depresyonla ilgili yaptığı çalışmaların psikanalitik kurama büyük katkıları olmuştur. Freud'a göre depresyonda sevgi nesnesi yitimi sonucunda ortaya çıkan belirtiler gözlenir. Gerçek bir sevgi nesnesi yitimi olabileceği gibi, bilinçdışı, imgesel bir yitim de depresyona yol açabilir.
Beck ve arkadaşları tarafından geliştirilmiş olan bilişsel görüşe göre depresyon temelde bir duygulanım bozukluğu değil, bilişsel bir bozukluktur. Duygulanım bozukluğu buna ikincildir. Depresyona yatkın kişilerde yaşamın ilk dönemlerinden başlayarak yerleşmiş olan, "kendisine, geleceğe ve dış dünyaya karşı" olumsuz kavramlar vardır.
Davranışçı görüşe göre depresyon, çocukluktan beri acı veren uyaranlarla karşılaşınca bunlardan kaçmayı, kurtulmayı bilememe ve çaresiz kalma durumudur.
Bibring'e göre ise benliğin, değerli, rahat, uyumlu olabilmesi için gerçekleştirmeye çalıştığı amaçları ve beklentileri vardır. Bunları gerçekleştirememe durumlarında benlik güçsüz, çaresiz kalır ve depresyon gelişebilir.
Depresyon, bedensel ya da başka bir ruhsal hastalığa bağlı olmaksızın ortaya çıkabileceği gibi (birincil depresyon), fiziksel hastalıklar ve bunların tedavisinde kullanılan ilaçlar veya bazı ruhsal hastalıklara bağlı olarak da (ikincil depresyon) gözlenebilir. Kanser, enfeksiyon hastalıkları, kalp-damar sistemi hastalıkları, merkezi sinir sistemi hastalıkları, cerrahi komplikasyonlar ve organ kaybı olan hastalarda depresyon sık görülür.
Depresyonda çok değişik belirtiler gözlenebilir. Klinikte sıkça rastladığımız bulgular arasında; umutsuzluk, can sıkıntısı, sık ağlama isteği, yoğun kaygılar, suçluluk duyguları, uzun süren üzüntü, mutsuz yüz ifadesi, kolay sinirlenme, öfke nöbetleri, kendine güvenin azalması, kendini beğenmeme, kendine kızma, sevilmediğini düşünme, günlük aktivitelere ilginin azalması, sosyal yaşamdan uzaklaşma, yalnızlık hissi, kendine bakımda özensizlik, düşünmede yavaşlama, karar vermede zorluk, konsantrasyon güçlükleri, eskiden zevk alınan şeylerden mutlu olamama, azalan enerji düzeyi veya hareketlilik, uykuda düzensizlik, iştahın artması ya da azalması, alkol ya da madde kullanımına başlama, tekrarlayan ölüm ve intihar düşünceleri sayılabilir.
Ergenlerde görülen depresyonlarda, erişkindekilerden farklı olarak aşırı tedirginlik, huzursuzluk, öfke patlamaları, sabırsızlık, çabuk sıkılma, dikkat dağınıklığı, dürtüsellik, aşırı hareketlilik, düşünmeden çok sayıda amaçsız girişimde bulunma ve kurallara karşı çıkma eğilimi ön planda olabilir. Depresyon belirtileriyle, ergenlik döneminin özellikleri benzerlik gösterdiğinden, bu dönemde depresyon tanısı koyarken duyarlı davranılmalıdır. Tedavi, ergenin klinik durumuna göre planlanmalıdır. Medikal tedavi ve değişik psikoterapi tekniklerinden yararlanılabilir. Ergenin ailesiyle ve gerekli durumlarda öğretmenleriyle işbirliği içinde olunması da tedavi sürecine olumlu katkılar sağlayabilir.
|